İçerik
Anne, Gör Beni!
“Babamın Sesi”nin basit bir konusu var. Diyarbakır’da yaşayan Mehmet (Zeynel Doğan)ve hamile eşi, yeni ve daha büyük bir eve taşınırlar. Mehmet taşınma sırasında gurbette çalışıp, ölen babasına gönderdikleri kasetlerden birini bulur. Mehmet’in annesi Bâse/Asiye (Bâse Doğan) Elbistan’da tek başına yaşamaktadır. Mehmet yalnız yaşamasını sakıncalı gördüğü yaşlı annesini yanına almak ister. Görünmeyen ve söylenmeyen nedenler arasında belki annenin doğacak toruna bakması beklentisi de olabilir.
İçerik
Ruhumun eşi, annemin kardeşi!
Café de Flore / Ruh Eşim’i izlerken aklıma doğal olarak son olarak izlediğimiz yerli yapım Eşruhumun Eşzamanı geldi. O ne kadar sıkıcı ve özensizse bu filmde bir o kadar özenli, karışık ve duygusal.
İçerik
Cannes 2012 genel değerlendirme
Cannes’dan son yazımı yazdığımda sonuçlar belli olmamıştı daha. Ne uzun metraj yarışmasında, ne de yan bölüm “Belirli Bir Bakış”ta Türkiye’den bir film yoktu. Buna rağmen hem Rezan Yeşilbaş’ın kısa filmi “Sessiz”in kazandığı Altın Palmiye’yle, hem Nuri Bilge Ceylan’a verilen “Altın Fayton”la (film yönetmenlerince verilen bir ödül) hem de Fatih Akın’ın “Cennet bahçesindeki Çöplük” adlı belgeseliyle dünyanın bu en büyük ve en önemli film festivalinde yerimiz hiç de fena değildi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 26 Mayıs
Ve nihayet sona geldik. Bugün son yarışma filmi “Mud” (Çamur demek ama filmde özel bir ad olarak geçiyor)gösterildi. “Mud” Jeff Nichols’ın üçüncü filmi. İkinci filmi “Sığınak”ı (Take Shelter)kısa bir süre önce izlemiştik. “Sığınak”ta hem hayali hem de gerçek fırtınalar vardı ve bu yüzden yanlış bir şekilde filmi çevreci ilan edenler olmuştu. Oysa filmin konusu kapitalizm ve şizofreniye dairdi. Güvencesiz bir sosyal yapı ve ekonomik kriz, ruhsal dengesi zaten sallantıda olan bir bireyi nasıl paranoyaklaştırır diye özetlenebilirdi filmin konusu. Nichols’ın yeni filmi de doğayla iç içe ama yine çevrecilik değil filmin derdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 25 Mayıs
Cannes’da bugün yaşadığımız en enteresan olay film seyretmek değil, Cannes Belediye Başkanı’nın gazeteciler ve jüriye verdiği yemeğe katılmak oldu. Kentin eski kısmında kalede verilen yemeğin menüsü oldukça basitti: balık fileto, patates, havuç, şarap ve tatlı. Ama ortam keyifli ve samimiydi. Tabii yine de jürinin ünlüleriyle aramızda güvenlikçiler eksik değildi. Samimiyet bir yere kadar!
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 24 Mayıs
Perşembe günü seyrettiğim iki filmin tesadüfen ortak bir yanı vardı. İkisinde de işlemedikleri suçların cezasını çekmek zorunda kalan insanlar anlatılıyordu. “Central Park Beşlisi” (The Central Park Five” 1989’da New York’un Central Park’ında jogging yaparken saldırıya uğrayan, tecavüz edilen ve koma halinde terk edilen genç bir Beyaz kadının soruşturmasını konu alan bir AMD yapımı belgeseldi. Belgeselin altında 3 yönetmenin, Ken Burns, David McMahon ve Sarah Burns’ün imzası var.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 23 Mayıs
Bu sabahın yarışma filmi Brezilyalı yönetmen Walter salles’in “Yolda”sıydı (On the Road”). “Yolda” bilindiği gibi Jack Kerouack’ın Beat kuşağını tanımlayan romanının adı. Kült bir kitap söz konusu ise dünyada herhalde en başlarda “Yolda” vardır. Jack Kerouack kitapta kendisini ve çevresini anlatır. Kendisine Sal Paradise, yakın arkadaşı, en büyük kankası, gurusu Neal Cassady’ye ise Dean Moriarty adını verir. Sal ve Dean kankalar aleminin klasik ikililerinden biridirler. Mesela bizim “Kaybedenler Kulübü” de bu tip bir ikiliyi anlatır. Hatta “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” de.
İçerik
Anne-baba ve adaylarına
Hamile kadınların yüzde 95’inin el kitabı olan, USA Today’in son 25 yılın en etkili 25 kitabı arasında gösterdiği, hamilelik dönemindeki duygusal ve fiziksel değişimleri farklı çiftlerin hikâyeleri üzerinden anlatan ‘What to Expect When You’re Expecting’ (Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler) şimdi de beyazperdede. ‘Dikkat Bebek Var’, Türkçe adıyla vizyona giren filmin başrollerinde Cameron Diaz, Jennifer Lopez gibi ünlü oyuncular var.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 22 Mayıs
Andrew Dominik “Kasap” (Chopper) filmiyle çok güçlü bir şekilde girmişti sinemaya. Ardından yaptığı “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı” kaygısız kalınamayacak bir filmdi ama bir dağınıklığı da vardı. Bu yıl Cannes’da yarışacak filmi doğrusu heyecan uyandırmıştı. Ama “Killing Them Softly” (Yumuşak Öldürmek)bekleneni vermedi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 21 Mayıs
Çok yoğun bir gündü bugün: Ken Loach’tan “Meleğin Payı” (Angel’s Share), Thomas Vinterberg’den “Av” (Jagden), Alain Resnais’den “Henüz Bir Şey Görmedin” (Vous N’avez Encore Rien Venu) ve Michael Haneke’den “Aşk” ya da “Sevgi”yi (Amour) aynı gün gördüm. Bir de dün gece gördüğüm ve henüz yazmadığım Abbas Kierostami’nin “Aşık Biri Gibi”si var. Ve basın odasının kapanmasına az zaman kaldı. Cannes çok yorucu geçiyor, bunda şaşılacak bir şey yok. Fakat kötü hava şartları hastalanma olasılığını da gündemimize soktu.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 20 Mayıs
Cumartesi akşamı herkes Thomas Vinterberg’ın “Av” adlı yarışma filmine giderken, ben ne zamandır yeniden seyretmek istediğim “Bir Zamanlar Amerika”nın (BZA) yolunu tuttum. Bu filmin benim tarihimde şöyle özel bir yeri var. Segio Leone’nin BZA’sı hapisten çıktıktan (1984) sonra seyrettiğim ilk filmdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 19 Mayıs
Altın Palmiye ödüllü Romen yönetmen Christian Mungiu’nun “Tepelerin Ardında”sı (Dupa Dealuri) üçüncü günümün kapanış filmiydi. Mungiu, Romen sinemasının ve kendi sinemasının temel özelliklerini taşıyan bir film yapmış. “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün… “ nasıl iki kadın ve bir erkek arasında geçiyorsa, bu film de öyle. Filmle ilgili yazıma bir başlık atmam gerekseydi “Bebek Çıkarmaktan, Şeytan Çıkarmaya” başlığını atardım.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 18 Mayıs
Bugünün ilk filmi Gomorra’yla tanıdığımız İtalyan Yönetmen Matteo Garrone’nin yeni filmi Gerçeklik ya da enternasyonal adıyla Reality idi. Filmin adı yeni gerçekçi filan olduğu için değil “reality televizyonu’yla, özelde “Biri Bizi Gözetliyor” (BBG) programıyla ilgili oluşundandı. Bu yüzden filme “Reality” demek sanırım en doğrusu olacak.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 17 Mayıs
Bir gün öncenin yorgunluğunu atamadan hızlı bir güne daha başladık. Festivalin ikinci gününde üç yarışma filmi daha seyretme olanağı buldum. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan’a Fransız Yönetmenler Birliği’nin verdiği Carrosse d’Or (Altın Fayton ya da Altın Saltanat Arabası)ödülünün törenine ve ardından Türk standında yapılan partiye katıldım. Şimdi haberler…
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 16 Mayıs
Zor bir yolculuğun ardından Cannes’a gelir gelmez, bavullarımı odama koyup ilk filmimi seyre koyuldum. Mısırlı yönetmen Yousri Nasrallah’ın “Savaştan Sonra” adlı filmi Mısır’da son yıllarda yaşanan sıcak gelişmeleri, Tahrir Meydanı’nı ve orada yaşanan “savaşları” perdeye taşıdı. “Savaştan Sonra” kimi özellikleriyle şaşırtıcı bir film.
İçerik
Üvey anne mi, üvey evlat olmak mı zor?
Can’ı Antalya Film Festivali’nin yarışmalı bölümünde izledim, aslında Antalya’nın ya da diğer festivallerin 'festival filmi' filmi mantığını kırmaya müsait bir anlatım içeriyordu, Selen Uçer’in performansı bana göre başarılıydı ama bazı şeyler düşündüğünüz gibi olmaz. (Jüri Özel Ödülleri geldi tabii Antalya ve Sundance’ten… )
İçerik
BİR BAKIŞIN İZİNDE: ANNE HİKAYELERİ
Çocukları için farklı şekillerde mücadele eden, her biri birbirinden farklı öykülere sahip annelerin filmlerini derlemek istedim.
İçerik
“KISACILARIN CANNES MACERASI”
En son 2007 senesinde Cannes’daydım, Cinemania programının çekimi için. Bu denli büyük, şaşaalı ve büyüleyici bir festivalde ilk kez bulunuyordum. Yıllar sonra tekrar gittiğimde hislerim değişmedi yine. Cannes, görkemini ve sektörel liderliğini hala koruyor. Diğer festivallerin Cannes olma çabaları ise nafile…
İçerik
Kadınlar anne olmayı tekrar öğrenmeli
Bu hafta Geriye Kalan filmi vizyona girdi. Toplumda kadın ve erkeğin rolleri, onların arasındaki ilişkiyi odağına alan filmin başrolünde oynayan Şebnem Hassanisoughi kadının toplumdaki yerinde yaşanan çarpıklığın anne kavramının algılanmasındaki dengesizlikle ilgili olduğunu söylüyor...
İçerik
Evlerden Biri, Annem Uyurken'i yerinden etti!
Yıllardır yazdığım Televizyon Gazetesi.com’un ardından televizyon yazarlığına Popüler Sinema’da devam edeceğim. Haftanın televizyon olaylarını dedikodudan ziyade analiz sunumuyla yazılarımda bulabileceksiniz. Her Pazartesi haftalık televizyon bültenlerinde görüşmek üzere, başlayalım geçtiğimiz haftanın notlarına...