İçerik
Cannes Film Festivali'nde 24 Mayıs
Perşembe günü seyrettiğim iki filmin tesadüfen ortak bir yanı vardı. İkisinde de işlemedikleri suçların cezasını çekmek zorunda kalan insanlar anlatılıyordu. “Central Park Beşlisi” (The Central Park Five” 1989’da New York’un Central Park’ında jogging yaparken saldırıya uğrayan, tecavüz edilen ve koma halinde terk edilen genç bir Beyaz kadının soruşturmasını konu alan bir AMD yapımı belgeseldi. Belgeselin altında 3 yönetmenin, Ken Burns, David McMahon ve Sarah Burns’ün imzası var.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 23 Mayıs
Bu sabahın yarışma filmi Brezilyalı yönetmen Walter salles’in “Yolda”sıydı (On the Road”). “Yolda” bilindiği gibi Jack Kerouack’ın Beat kuşağını tanımlayan romanının adı. Kült bir kitap söz konusu ise dünyada herhalde en başlarda “Yolda” vardır. Jack Kerouack kitapta kendisini ve çevresini anlatır. Kendisine Sal Paradise, yakın arkadaşı, en büyük kankası, gurusu Neal Cassady’ye ise Dean Moriarty adını verir. Sal ve Dean kankalar aleminin klasik ikililerinden biridirler. Mesela bizim “Kaybedenler Kulübü” de bu tip bir ikiliyi anlatır. Hatta “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” de.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 22 Mayıs
Andrew Dominik “Kasap” (Chopper) filmiyle çok güçlü bir şekilde girmişti sinemaya. Ardından yaptığı “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı” kaygısız kalınamayacak bir filmdi ama bir dağınıklığı da vardı. Bu yıl Cannes’da yarışacak filmi doğrusu heyecan uyandırmıştı. Ama “Killing Them Softly” (Yumuşak Öldürmek)bekleneni vermedi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 21 Mayıs
Çok yoğun bir gündü bugün: Ken Loach’tan “Meleğin Payı” (Angel’s Share), Thomas Vinterberg’den “Av” (Jagden), Alain Resnais’den “Henüz Bir Şey Görmedin” (Vous N’avez Encore Rien Venu) ve Michael Haneke’den “Aşk” ya da “Sevgi”yi (Amour) aynı gün gördüm. Bir de dün gece gördüğüm ve henüz yazmadığım Abbas Kierostami’nin “Aşık Biri Gibi”si var. Ve basın odasının kapanmasına az zaman kaldı. Cannes çok yorucu geçiyor, bunda şaşılacak bir şey yok. Fakat kötü hava şartları hastalanma olasılığını da gündemimize soktu.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 20 Mayıs
Cumartesi akşamı herkes Thomas Vinterberg’ın “Av” adlı yarışma filmine giderken, ben ne zamandır yeniden seyretmek istediğim “Bir Zamanlar Amerika”nın (BZA) yolunu tuttum. Bu filmin benim tarihimde şöyle özel bir yeri var. Segio Leone’nin BZA’sı hapisten çıktıktan (1984) sonra seyrettiğim ilk filmdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 19 Mayıs
Altın Palmiye ödüllü Romen yönetmen Christian Mungiu’nun “Tepelerin Ardında”sı (Dupa Dealuri) üçüncü günümün kapanış filmiydi. Mungiu, Romen sinemasının ve kendi sinemasının temel özelliklerini taşıyan bir film yapmış. “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün… “ nasıl iki kadın ve bir erkek arasında geçiyorsa, bu film de öyle. Filmle ilgili yazıma bir başlık atmam gerekseydi “Bebek Çıkarmaktan, Şeytan Çıkarmaya” başlığını atardım.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 18 Mayıs
Bugünün ilk filmi Gomorra’yla tanıdığımız İtalyan Yönetmen Matteo Garrone’nin yeni filmi Gerçeklik ya da enternasyonal adıyla Reality idi. Filmin adı yeni gerçekçi filan olduğu için değil “reality televizyonu’yla, özelde “Biri Bizi Gözetliyor” (BBG) programıyla ilgili oluşundandı. Bu yüzden filme “Reality” demek sanırım en doğrusu olacak.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 17 Mayıs
Bir gün öncenin yorgunluğunu atamadan hızlı bir güne daha başladık. Festivalin ikinci gününde üç yarışma filmi daha seyretme olanağı buldum. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan’a Fransız Yönetmenler Birliği’nin verdiği Carrosse d’Or (Altın Fayton ya da Altın Saltanat Arabası)ödülünün törenine ve ardından Türk standında yapılan partiye katıldım. Şimdi haberler…
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 16 Mayıs
Zor bir yolculuğun ardından Cannes’a gelir gelmez, bavullarımı odama koyup ilk filmimi seyre koyuldum. Mısırlı yönetmen Yousri Nasrallah’ın “Savaştan Sonra” adlı filmi Mısır’da son yıllarda yaşanan sıcak gelişmeleri, Tahrir Meydanı’nı ve orada yaşanan “savaşları” perdeye taşıdı. “Savaştan Sonra” kimi özellikleriyle şaşırtıcı bir film.
İçerik
Oyalayıcı bir fantezi
Blair Cadısı’na hatta onun öncülü olan Cannibal Holocaust’a teşekkürler! Sayelerinde icat edilmiş olan Found footage / Buluntu film, en popüler sinema yapma yöntemlerinden biri oldu çıktı. Başlangıçta bütçesiz sinemacıların sığındığı bu yöntem, Cloverfield’dan sonra büyük bütçenin ve görkemli özel efektlerin de alanına girdi ve işte Chronicle/Doğaüstü’ de bu şekilde kotarılmış bir film…
İçerik
KULAKTAN KULAĞA YAYILAN FİLMLER
Listeyi tür ayrımı yapmaksızın sadece ve özellikle filmleri benimde sinemada değil, ya bir arkadaşımın tavsiyesiyle ya da bir şekilde farklı mecralarda keşfedip izlemiş olmamı temel alarak hazırladım. Yeni hazineler keşfetmeniz dileğiyle.
İçerik
Kayıplarını arayan sinema!
İnsanın kaybolma halleri; kendinden kaçma, toplumdan ve bulunduğu ortamdan uzaklaşma ve zorunlu olarak bilinmeyen bir yerde tutulma olarak çeşitlilik gösterir. Kendinden ve kendi gerçekliğinden kaçma durumu bir nevi ıssızlık içerir ki, bu yazının konusu olmaya fazlaca aday değil. Ama sosyal ve siyasal nedenlerle coğrafi bir kaybolmanın eşiğine gelmiş, gözaltında ya da işkencelerde yitip gitmiş ve yakınlarının içinde bulunabilme ‘umudu’ bırakmış halleri anlatan filmlerin peşindeyiz bu kez… Bulur muyuz bulmaz mıyız bilmeden bir umudun peşindeyiz biz de…
İçerik
‘Gülerken ağlamayı seviyoruz’
Bu hafta vizyona giren Özge Özberk imzalı N’apçaz Şimdi filmini konuştuk Özgür ve Özge Özberk kardeşlerle…
İçerik
Kadınlar anne olmayı tekrar öğrenmeli
Bu hafta Geriye Kalan filmi vizyona girdi. Toplumda kadın ve erkeğin rolleri, onların arasındaki ilişkiyi odağına alan filmin başrolünde oynayan Şebnem Hassanisoughi kadının toplumdaki yerinde yaşanan çarpıklığın anne kavramının algılanmasındaki dengesizlikle ilgili olduğunu söylüyor...
İçerik
Şafak Sezer: ‘Kendime az rol yazıyorum ki yorulmayayım’
Şafak Sezer’in yazdığı ve oynadığı G.D.O filmi için Balat’ı ziyaret ettik. Balat’ın renkli atmosferinde filmin yönetmeni Murat Aslan ve Şafak Sezer’le sohbet ettik… Çekimleri devam eden film ismiyle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’a gönderme yapıyormuş gibi görünse de o konunun bir sonraki filmde ele alınacağını söyledi Sezer bize. Artık yazarlığa iyice alıştığını söyleyen Sezer filme, kendisine ve ‘halkın efkarına’ dair açıklamalar yaptı. Murat Aslan ise filmi ve Şafak Sezer’in enerjisinden bahsetti.
İçerik
‘Cin korkusu Türkiye’den yayılsın istiyorum’
Hasan Karacadağ yılmayan, deneyen, cinlerin peşinde koşturan bir yönetmen. Eğer dünyaya bir cin korku sineması yayılacaksa bunun ülkemizden olmasını diliyor. O yüzden dinin derinliklerinden bulup çıkardıklarıyla korku filmleri çekiyor, Dabbe: Bir Cin Vakası’da bunlardan biri. Found footage mantığıyla çekilen filmle ve korku sinemasının alanları konusunda ilgili Hasan Karacadağ ile uzun bir sohbet yaptık… İyi okumalar…