İçerik
Tepenin Ardı'nda 'düşman' var!
Memleket sineması bizi hüsrana uğratarak başlamıştı 2012'ye, hatta geçen yıl Altın Koza ve Altın Portakal'da arka arkaya birbirinden kötü yerli işi filmler izleyince, projeler çoğalıyor, kalite ise giderek azalıyor diyerek kendi aramızda konuşmaya bile başlamıştık. Tam umudumu yitirirken, İstanbul Film Festivali hızır gibi yetişti resmen...
İçerik
Oyalayıcı bir fantezi
Blair Cadısı’na hatta onun öncülü olan Cannibal Holocaust’a teşekkürler! Sayelerinde icat edilmiş olan Found footage / Buluntu film, en popüler sinema yapma yöntemlerinden biri oldu çıktı. Başlangıçta bütçesiz sinemacıların sığındığı bu yöntem, Cloverfield’dan sonra büyük bütçenin ve görkemli özel efektlerin de alanına girdi ve işte Chronicle/Doğaüstü’ de bu şekilde kotarılmış bir film…
İçerik
Pastanın yeni dilimi çok lezzetli
‘En lezzetli dilimi en sona ayır’ mottosuyla geri dönen Amerikan Pastası serisinin bu filminde ilkinden bu yana aralıksız seyrettiğimiz Jason Biggs, Alyson Hannigan, Eugene Levy ve Seann William Scott’ın yanı sıra ilk iki filmden hatırladığımız Tara Reid, Shannon Elizabeth ve Chris Klein gibi isimler kadrodaki yerini almış. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini ise ikinci uzun metrajlı işine imza atan Jon Hurwitz ve Hayden Schlossberg ikilisi üstleniyor. Amerikan Pastası Buluşma’nın en büyük sürprizlerinden biri Stifler’ın beklenen intikamı.
İçerik
Pastanın içinden çıkanlar
Amerikan Pastası’nı 1999 yılında seyrettiğimde hem ilginç bulmuş hem de fazla abartılı bir gençlik komedisi olduğunu düşünmüştüm. Çünkü tamamıyla cinselliğe dayanan kaba bir komediydi. En rahatsız olduğum şey ise o kaba espirilerin ve olayların sanki normal ergenlik hareketleri gibi sunulmasıydı.
İçerik
Cem Yılmaz’dan 'Sevimli hayalet' olursa…
Genç Pietro umutsuz aşkının peşinden Sicilya’dan Roma'ya taşınmış ve cinselliğini henüz keşfetmekte olan utangaç biridir. En yakın dostu ve kuzeni (aslında anneleri kuzen) olan Lea ile kiralık bir yer bakınırken unutulmuş bir ev bulur ve oraya taşınır. O bir pastanede kruvasan ustasıdır ancak kurduğu
hayal bambaşkadır. Amatör bir oyuncu olarak çok yetenekli olduğu söylenemez ama bu hayalini mutlaka gerçekleştirmek istemektedir. Evin ise kiralayan kadının asla bahsetmediği bir sırrı vardır. Burası hayaletlerle dolu bir evdir ancak bu hayaletlerin derdi Pietro’yu korkutmak değil… Onlar gerçek
dünyadan daha çok korkmaktalar.
İçerik
Ülkücüler de 12 Eylül’le hesaplaşıyor!
80’li yılların derin ve sarsıcı etkisiyle hesaplaşma içine giren sinemamız bu kez de bedel ödeyenlerin diğer ayağı olan Ülkücülere uzanıyor. İki saatlik belgesel 80’li yılların öncesi ve sonrasıyla sınırlı kalıyor ama günümüzde yükselişe geçen Kürt milliyetçiliğine bir kalkan oluşturmak için de ortaya konulmuş
izlenimi uyandırıyor aynı zamanda!
İçerik
Kaos Örümcek Ağı
Adını layıkıyla taşıyan, gerçekten de kaotik bir film “Kaos: Örümcek Ağı”. Sanki oyuncuları yönetilmemiş, sanki senaryosu ilk müsveddesiyle (draft’ıyla) çekim senaryosuna dönüştürülmüş, sanki özel efektleri amatörlerce hazırlanmış, sanki, sanki, sanki… Bu kadar kaotik bir filmi dikkatle izlemek zor oluyor, haliyle.
İçerik
Tanrılar da ölür...
“Titanların Öfkesi” (Wrath of the Titans), tanrılar, titanlar ve insanlara dair bir dünyayı kurgulayan Yunan mitolojisini günümüz teknolojisiyle birleştiren, mecarayla aksiyonu harmanlayan üç boyutlu bir devam filmi, nihayetinde... İki yıl önce vizyona giren ilk film “Titanların Savaşı”ndan (Clash of the Titans) daha iyi kotarıldığı aşikar, hatta geçen yıl gösterilen Tarsem Singh imzalı Zeus temalı “Ölümsüz”den (Immortals) bile sollar diyebilirim. Ancak yine de eksik ve gedik mevcut. Varsın olsun, öykümüzde tanrılar bile kusurlu, film ne ki...
İçerik
Üç gri balina vardı, geriye iki kaldı!
Konu çevre ve bir canlının hayatını kurtarmak olunca insanın izlediklerine dair bir sürü ayrıntı oluşuyor kafasında. Öncelikle Büyük Mucize 1988 yılında yaşanan, televizyonlara, makale ve hatta kitaplara (Thomas Rose’un kitabı Balinaları Kurtarmak) konu olan bir hikâyeden esinleniyor. Olay üç gri balinanın hızla oluşan buzullarda sıkışmalarını konu alıyor.
İçerik
Böyledir bizim sevdamız!
Kimi zaman altyazılar kimi zaman törenler, kimi zaman zoraki belediye ilişkileri kimi zaman jüriler, en çok ve en önemlisi ise gösterim koşulları sorunludur memleketimin festivallerinde! Ankara Film Festivali de bu tanıdık sorunların bazılarıyla az içli dışlı değildir hani. Ama samimiyet ve gönüllülük, kendini öyle yoğun hissettirir ki, yüreğinizi, karşılığını bulan sakin bir sevda kaplar. Hatta son gün gelip çattığında, tuhaftır ya, Ankara'dan dönesiniz gelmemiştir henüz...
İçerik
Ishioka'nın veda filmi
Söze, kamera arkası ekipte adı bir adım öne çıkan ve 2008 Pekin Olimpiyatları'nın muhteşem açılışındaki kostümlerde de imzası olan Japon tasarımcı, Coppola'nın 1992 yapımı "Dracula"sındaki çalışmalarıyla Oscar kazanmış Eiko Ishioka ile başlamak zorundayız.
İçerik
Kader ve Vesikalı Yarim
Bekir ve Uğur... Halil ve Sabiha… İlk çift “Kader”in ne ayrı ne de birlikte yapabilen kadın ve erkeği. İkinci çift ise “Vesikalı Yarim”in “çok eskiden rastlaşmaları” gereken sevgilileri.
İçerik
Eskiden mektuplar vardı, aşklarımızı yazardık!
Türk sinemasında herşey kötü gitmiyor. Daha önceki birçok eleştirimizde ilk yönetmenlik denemelerinden illallah geldiğini ve kalitesizliklerinin bizi yıldırdığını söyledik. Ama bazı ilk filmler var ki geleceğe dair bize ümit veriyor. Bu hafta vizyona giren El Yazısı işte böyle bir film.
İçerik
Bir tür doğa 'Slasher'ı
Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher'ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson'un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz.
İçerik
Dünya dışında besin zinciri mi?
Her şey, tüm bu sahte belgesel (fake documentary) numaraları, onların yüzünden 1999'da başladı: Maryland'daki bir proje için ormana giden üç genç belgeselcinin kaybolmalarından sonra geride bıraktıkları görüntüleri kurgulayarak piyasaya süren, yani bu hikâyeye belli bir süre insanları inandıran iki adamdan bahsediyorum. "Blair Cadısı"nın (The Blair Witch Project) yazar-yönetmenleri Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez'den.
İçerik
Harry Potter’ı baba olarak izlemeye hazır mısınız?
Susan Hill’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Siyahlı Kadın, Harry Potter olarak tanıdığımız Daniel Radcliffe’in, Harry Potter serisini tamamladıktan sonra rol aldığı ilk film. Radcliffe filmde hayaletli bir kasabaya göreve giden avukatı canlandırıyor. Gerilim unsurlarını iyi kullanan filmin en büyük dezavantajı Harry Potter’ın hafızalarımıza fazlasıyla kazınmış olması. Daniel Radcliffe’i baba rolünde izlemeye henüz hazır değiliz.
İçerik
Yükselmek, ahlaksızlığa uyumla mümkündür!
19.yüzyıl sonlarındaki Paris'te, yakışıklı, çekici, akıllı bir genç adam: Georges Duroy, Cezayir'de savaşıp köyüne değil, ait olduğu sömürge devleti Fransa'nın yüreğine gelmiştir. Koyu yoksulluktan kurtulup yükselmenin, güçlü erkeklerin karılarının yataklarından geçtiğini keşfetmesiyle birlikte de hırsını ve açgözlülüğünü maskelemeye çalışarak ahlaksızca basamakları tırmanmaya başlayacaktır. Ama dikkat; gazete sahipleri ve yazarlarının hükümetler devirip kurarak 'yayılmacı politikaları' bürolarından yönettikleri bir düzende, aslında en ahlaklı Georges olmasın sakın?
İçerik
Küçük çaplı ama iyi bir aksiyon
Son Vurgun gibi filmler insanı kararsızlığa sürüklüyor. Oyuncularının performansı, senaryosu, kurgusu iyi bir film Son Vurgun. Üstelik aslında hacmi de küçük değil. Filmin çekimleri ve harcanan para belirli bir kaliteyi tutturmak için belli ki yeterli. Bütün bunlara rağmen beni tam anlamıyla kavrayabildiğini söyleyemeyeceğim.
İçerik
Belki de en iyisi doğaya sığınmak…
İnsanın doğayla çatışmasını konu alan filmleri merakla izlerim, içinde büyük oranda intikam barındıran, insanın her şeye tepeden bakan gücü karşısında doğanın onun bileğini büküverdiğini düşünürüm. Ama bazen doğanın tepesi atar ve insanoğlunu içinden çıkamadığı psikolojik durumlara sokar. Örneğin Antichrist’de insanın doğasının fazlaca bozulduğuna, Melancholia’da insanın üzerine abandığına, İnce Kırmızı Hat’ta ise insana fazlasıyla ‘anlamsızlık’ bahşettiğine tanıklık etmiştik.