İçerik
Woody Allen’la yaşamak ister misiniz?
Son dönemlerde sürü sepet vizyona giren Fransız filmlerinden biriyle daha karşı karşıya olduğumu düşündüğüm için ayaklarımı sürüyerek gittim Paris Manhattan’a. Açıkçası basın bülteninde de yazanlar çok iyi şeyler vaat etmiyordu bana. Woody Allen hayranı genç bir kadının aforizmaları ne kadar ilginç olabilirdi ki? Üstelik ben tam bir Woody Allen hayranı olduğum halde bunları söylüyorum.
İçerik
Ergenlik başa bela ama Saftirik harika!
Öncelikle üçüncüsünü izlediğimiz ve benim bayıldığım bir seriden bahsedeceğim için mutluyum. Ama bazı filmlere fizanda olsa bile gelen, salonu hıncahınç dolduran sinema yazarı arkadaşlarımı bu filmde göremeyince biraz bozuldum açıkçası. Çocuk komedisi ilgilerini çekmiyor olabilir, bir çocuk filminde görülmek klaslarını sarsıyor olabilir ve hadi en önemli sebep olarak dublajlı olduğu için tercih etmediler diyelim.
İçerik
Değil 360, binyüz kere etrafında dönsen bu filmden bir şey olmaz
Bazı filmler gerçekten büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Tabii bu hayal kırıklığının altında biraz da bizim beklentilerimizi kaşıyan üreticilerinin geçmişi oluyor. Bu hafta vizyona giren 360’ın yönetmeni Fernando Meirelles, Tanrıkent – City Of God filmiyle gözümüzde o kadar büyümüştü ki onun filmlerini merakla bekler olmuştuk.
İçerik
Delhi’de Türkiye Sinemasının Gövde Gösterisi
Yeni Delhi’nin Osian’s Cinefan Film Festivali iki yıl ara vermişti. Bu yıl 12.si düzenlenen festivalin dönüşü gerçekten görkemli oldu. Hem filmler çok iyiydi, hem de çağrılan konukların niteliği. Ayrıca çok da iyi ağırlandığımızı söylemeliyim. Hindistan Türkiye sinemasıyla hep çok yakından ilgilendi. 11. Osian’s’da da hem ana yarışmada hem de kısa film yarışmasında Türk filmleri vardı. Bu yıl katılımımız da aldığımız ödüller de bir önceki festivali aştı.
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Kokuşmuş Bir Şeyler Var(mış) Danimarka Krallığı’nda
“Yasak Aşk”ın mutlu sonu Türkiye’nin bugünkü ortamına hiç uygun değil. Film gerici ulema ve feodal toprak sahipleri ittifakına karşı liberal bir aydının mücadelesi fonu altında bir yasak aşkı anlatıyor. “Gericilik” siyaset bilimcilerince kabul edilen bir kavram değilse de oldukça anlamlı bir kavramdır kanımca, bu nedenle kullanmakta sakınca görmeyeceğim. Filmin kapsadığı süre boyunca dinci gericilerle, ilerici burjuvalar arasındaki kavga sürer gider, Danimarka Krallığı’nda.
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
İz Bırakanlar Unutulmaz
En baştan söyleyelim, İspanyol korku gerilim sinemasının yüz akı yönetmenlerinden Jaume Balagueró gene kalburüstü bir işe imza atmış. Cesar ve Clara arasındaki hastalıklı ilişkiye odaklanan Ölüm Uykusu, “insanoğlu mutlu olmak için neleri göze alır?” gibi ağır sorular sorarken korku gerilim sinemasının gereklerini yerine getirmekten de geri durmuyor. Özellikle Cesar’ın bir aksilik sonucu Clara’nın dairesinde uyuyakaldığı gecenin sabahında, Clara ve sevgilisine görünmeden evden çıkmaya çalıştığı sahneler bütünü tırnak kemirten cinsten.
İçerik
ATM: Acayip, Tuhaf ve Manidar
“Uyarısız Şiddet: ATM” filmiyle ilgi söyleyeceğim ilk şey, tek kelimeyle fiyasko olduğudur. Bu saçma sapan filmin, yola çıktığı gerilim ve korku türü ile her hangi bir alakası yok, bankamatik, paramatik vs. üzerinden zengin sınıfa ve kapitalizme giydirmeyi direkt hedeflemediği de malum... Üstelik senaryo facia, diyaloglar kötü, oyunculuklar dökülüyor, kurgu desen evlere şenlik ve nihayetinde berbat bir final. Vasatı bile tutturamayan, salt gişeyi düşünen, az maliyetle çok kazanayım diyen sıradan bir yapım bu, özetle. İzleyici deneme tahtası değildir ve yaptığı işe özenmeyen, seyirciye de asla saygı duymaz.
İçerik
Bulmayın artık şu filmleri!
Bu hafta sinemalar, baba oğul Stone’ların işgali altında. Oliver Stone’un yönettiği Vahşiler’de Sean Stone kısa bir rolde görünürken, baba Stone da oğlunun yönettiği filmde aynı şekilde kısa bir rolde görünüyor.
İçerik
Yeniden zıplıyoruz: Her belaya derman, Spider-Man…
Sam Raimi’nin giderek kan kaybeden Örümcek üçlemesinden sonra Peter Parker ve maskeli kişiliği Spider-Man bir kez daha gişede şansını deniyor. Aslına bakarsanız ben Raimi’nin çektiği Örümcek Adam filmlerinden pek hazzetmem.
İçerik
Rabat’ta Türk Sineması Vardı
Fas’ın başkenti Rabat 18 yıldır yaratıcı sinemaya destek veren bir festival düzenliyor. Bu yıl (Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)katkılarıyla 18. Uluslar arası Rabat Auteur Film Festival’inin onur konuğu ülke Türkiye’ydi.
İçerik
Lübnan’dan Vizontele Manzaraları
Nadine Labaki’nin adını Karamel (2008) adlı filmiyle tanımıştık. Lübnanlı yönetmen, bir arkadaşıyla birlikte yazdığı filmde başrollerden birini de üstlenmişti. On parmağında on marifet olan Labaki daha ilk filmiyle Cannes’da boy göstermiş ve çok da beğenilmişti (her açıdan beğenilmişti çünkü Labaki çok da çekici bir kadın).
İçerik
Bırak kıtalar ayrılsın, sevenler asla ayrılmasın!
“Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor” (Ice Age: Continental Drift), 10 yıllık sevimli animasyon serisinin şimdilik son durağı... Elbette, güzelim dünyamızın en eski sahipleri olan hayvanlara dair... Hadi, mamutları bizlerden doğa ayırdı, ya şimdi?
İçerik
Faust bile olamayız
Faust’u yazıp yazmamak için uzun süre düşündüm. Özellikle diğer sinema eleştirmeni arkadaşlarıma baktım ve neredeyse çoğunluğunun Alexander Sokurov’un serbest Faust uyarlaması için kalem oynattıklarını gördüm. Halbuki film ülkemizde bir kopya ile vizyona giriyor. Yani aslında vizyona filan girmiyor. Sadece Beyoğlu sinemasında gidip izleyebilirsiniz.
İçerik
Daha iyi yaşamak ümidi duvara tosladığında…
Daha ilk dakikalarında şef olma hayaliyle iş arayan aşçı Yann ve terslendiği bir restoranda çalışan Lübnan asıllı Nadia’nın tanışmasına, hemen ardından da sevişmelerine tanık oluyoruz. Olaylar hızlı gelişiyor. Nadia’nın eski evliliğinden Süleyman adında dünya tatlısı bir de oğlu vardır. Yann ve Süleyman’ın arasında arkadaş/ebeveyn karışımı bir ilişki hızlıca kurulur. Harika bir çekirdek aile olmak için her şey tamamdır. Bir de göl kenarındaki o restoranı açıp kendi işlerine sahip olabilirlerse…
İçerik
Bir kemancının ölüme yatması
Sevmeden evlendirildiği karısı tarafından kemanı kırılan ve hayata küsen bir keman virtüözünün ölümü çağırdığı son bir haftasını anlatan sıradışı, esprili ve melankolik bir film Azrail’i Beklerken. Senaryo yazarı ve yönetmenleri Persepolis ile dünyaca ünlenen Marjane Satrapi ve Vincent Parannaud. Azrail’i Beklerken, Persepolis kadar politik bir film olmasa da arka planda İran’ı resmederek Satrapi’nin siyasi duruşunu devam ettiriyor.
İçerik
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer
Zorunlu ayrılık, kavuşamama, başkalarıyla kurulan yuva ve bir ömür beklenen vuslat... Aşk acısı ne yaman şeydir, bir hayatı, tereddütsüz darmadağın edebilir. Hani Neruda Usta; “Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim" der ve ekler ya; “Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer”. Evet, bazen de hiç unutulmaz, belki beklenir, ötelenir, örtmek denenir, ancak çabaladıkça, çırpındıkça daha dibe, derine, en derine çeker seni sevda, kara sevda...
İçerik
Animasyon değil senaryo başarısı
Madagaskar 3 belirli bir başarı çizgisini yakalamış animasyonlardan. New York’taki hayvanat bahçesinden kaçan bir gurup hayvanın maceralarını anlatıyor. İlk filmi seyrettiğimde özgürlük vurgusu ve macera heyecanı beni etkilemişti. Yaşadıkları hayvanat bahçesinden başka bir hayat bilmeyen ve izleyicilerin büyük hayranlık duyduğu aslan, zürafa, hipopotam, Zebra ve başka birkaç hayvan bilinmezliğe macera tutkusu ile atılırlar. Birinci ve ikinci filmde Madagaskar, Afrika maceraları vardır. Üçüncü filmde ise Avrupa’ya yolları düşer.
İçerik
Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.