|
(7.0/10)
Üye: Müge İbrikçi
|
Daha çok inişli ve çıkışlı, dramatik bir çizgiye sahip olan Maryland, Fransız sinemasından haz etmeyenlere biraz durağan gelebilir. |
Filmekimi vasıtasıyla sinema salonlarına konuk olan 2015 yapımı Maryland (Disorder / Darmadağın) filmi, senarist olarak da tanıdığımız Alice Winocour’un, Augustine (2012) filminden sonra yönetmenliğini yaptığı ikinci film. İlk filminde histeri hastalığından muzdarip olan Augustine’ın karanlık hikayesini anlatırken bu filmde ise eski bir askerin zihninin karanlık köşelerine doğru bir yolculuğa çıkartıyor.

Afganistan’da askerlik yapan Vincent, rahatsızlığından dolayı askerliği bırakmak zorunda kalır. Bir kulağında işitme kaybı olmasının yanı sıra tuhaf seslerde duymaktadır. Psikolojisi bozulmasına rağmen hala askerliğe devam etmek istese de maalesef geri dönebilme ihtimali çok düşüktür ve parası da olmadığı için bir arkadaşının Lübnanlı bir iş adamına ve ailesine korumalık yapma teklifini kabul eder. Ama Vincent’a mesleğinden yadigar kalan sürekli tetikte olma içgüdüsü gündelik hayatta daha da psikolojisini bozmaya yol açacak, bir yandan da patronunun karısı Jessie’yi korurken ondan hoşlanmaya başlaması, Vincent’ın paranoyaklığını arttıracaktır.
Savaştan geri dönen askerlerin gündelik hayata uyum sağlayamamasının işlendiği filmler sık sık karşımıza çıkar, bu tür filmlerde savaştan kesitler görürüz ve karakterin geçmişte yaşadığı travmatik olaylara şahit oluruz. Ama Maryland filminde, girişte askerlerin koştuğu sahne haricinde Vincent’ı asker kıyafetiyle dahi görmüyoruz ve film boyunca flashback aracılığıyla geçmişe doğru bir yolculuk yapmıyoruz. Sadece dışarıdan bir gözle onun yaşadıklarına dahil olmaya çalışıyoruz ve duyduğu anlamsız sesler aracılığıyla acılarına az da olsa ortak oluyoruz. Vincent film boyunca Jessie haricinde hiçbir kadınla diyaloğa girmediği için tahmin edileceği üzere tek seçeneği olan Jessie’den hoşlanmaya başlıyor ama onunla ilgili nasıl bir hayal kurduğunu veya ondan neden hoşlandığını tam olarak anlayamıyoruz. Belki de o olayları yaşamadan anlayamayacağımız için yönetmen izleyiciyi bu kadar dışarıda tutmuş olsa gerek. Maryland de aynı Vincent gibi içine kapanık ve her şeyi dile getirmekten kaçınıyor maalesef.

Biraz da filmin oyuncu kadrosuna değinmek lazım: Vincent'ı canlandıran Matthias Schoenaerts’ı yakın zamanda Far from the Madding Crowd (Çılgın Kalabalıktan Uzak) filminde izlemiştik. Aynı zamanda Belçikalı aktörü Loft (Çatı, Katı), Rundskop ve De rouille et d'os (Pas ve Kemik) gibi kalburüstü filmlerden de hatırlıyoruz. Bu defa Maryland de karşımıza çıkan oyuncu gayet iyi bir performans sergileyerek adından söz ettirmeyi başarıyor. Alman asıllı olmasına rağmen daha çok Fransız ve Amerikan filmlerinde rol alan Diane Kruger ise Schoenaerts'a göre daha canlı bir karakter olan Jessie'ye imza atarak filme renk katıyor.
Fransa ve Belçika ortak yapımı olan filmin, gerilimine ayak uydurduğunu düşündüğümüz Vincent'ın duyduğu ve müzikal olarak da anlamı olan sesler oldukça dikkat çekiyor. Ayrıca Schoenaerts’in sert oyunculuğunun yanı sıra ani duygu patlamalarını iyi yansıtması da filmi yukarı çeken özelliklerden. Daha çok inişli ve çıkışlı, dramatik bir çizgiye sahip olan Maryland, Fransız sinemasından haz etmeyenlere biraz durağan gelebilir. Sonuç olarak, her ne kadar klişe bir senaryoya sahip olsa da, içerdiği başarılı ses kurgusunu ve düzgün oyunculukları göz önünde bulundurduğumuzda Winocour’ın şık bir filme imza attığını görüyoruz.