Popüler Sinema

Paylaş
Röportajlar

Gülper Ergün: "Yemek ve sinema arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir anlatı bağı var!"

Gülper Ergün: "Yemek ve sinema arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir anlatı bağı var!"
Yazar: Fırat Sayıcı

Öncelikle Uluslararası Gastronomi Film Festivali fikri nasıl ortaya çıktı? Gastronomi ve sinemayı aynı çatı altında buluşturma düşüncesi nasıl şekillendi? 

 

Aslında her şey bir sorunun peşine düşmemizle başladı: 'Bir coğrafyanın hafızasını, bir tabağın içindeki o devasa anlatıyı en doğru hangi dille dünyaya duyurabiliriz?' Gastronomi alanındaki 21 yıllık yolculuğumda şunu çok net gördüm; yemek hiçbir zaman sadece yemek değildir. O, bir ailenin sessiz aktarımı, bir toprağın direnişi ve köklerimizin en somut halidir.

 

Biz, UGFF ekibi olarak, gastronomiyi tabaktaki bir lezzet olmanın ötesine taşıyıp kültürel bir miras olarak konumlandırmak istedik. Bu hayali kurarken en güçlü yoldaşımız sinema oldu. 

 

Sinema; sofranın etrafındaki o görünmeyen bağları, göç hikâyelerini ve insanlık mirasını kare kare işleyip ölümsüzleştiren yegâne araç. 'Her film bir tarif, her tarif bir hikâye' felsefesini kalbimize koyarak yola çıktık. Ben ve ekibim, bu iki evrensel dili aynı sofrada buluştururken aslında sadece bir festival değil, ortak bir hafıza ve dayanışma alanı inşa etmeyi hedefledik. Bizim için bu, sofranın bereketini beyaz perdenin ışığıyla taçlandırdığımız kolektif bir keşif yolculuğu.

 

Festivalin kuruluş sürecinde sizi en çok heyecanlandıran unsur neydi? 

 

Bizi en çok heyecanlandıran, bir tabağın arkasındaki o görünmeyen hikâyeyi; emeği, üretimi ve dayanışmayı beyaz perde aracılığıyla görünür kılma ihtimaliydi. Gastronominin sadece bir tüketim nesnesi olmaktan çıkıp; hafıza, kültür ve kimlik ekseninde tartışıldığı disiplinlerarası bir ekosisteme dönüşme hayali bu yolculuğun en büyük motivasyonuydu.

 

Sizce yemek ve sinema arasında nasıl bir anlatı bağı var?

 

Aslında yemek ve sinema arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir anlatı bağı var. Çünkü ikisi de özünde bir hikâye anlatıcılığı biçimi. Biri insanı gerçekten besliyor, diğeri zihnen. Ama ikisinin de çıkış noktası aynı: Bir duyguyu, bir hafızayı ya da bir bakış açısını başka insanlara aktarabilme isteği.

 

Bir şefin de bir yönetmenin de aslında tek başına çalışmadığını düşünüyorum. İkisi de bir ekiple birlikte üretir, ritim kurar, karar verir, bekler, yeniden dener ve sonunda ortaya çıkan şeyi insanlara sunar. O yüzden iyi bir menüyle iyi bir filmin ortak bir tarafı var bana göre; ikisi de yalnızca ortaya bir ürün koymaz, bir deneyim kurar.

 

Bir tarifin içindeki o “eksik bırakılmayan detay” ile bir sahnedeki duygu arasında da görünmeyen bir benzerlik var. İkisi de sabır, dikkat ve dürüstlük istiyor. Çünkü en sonunda insan şunu hissediyor: Karşısındaki şey gerçekten yaşanmış mı, yoksa yalnızca iyi paketlenmiş mi?

 

Biz festivali kurarken tam da bu ortak alanla ilgilendik aslında. Sofranın paylaşım kültürüyle sinemanın kolektif deneyimi birleştiğinde ortaya yalnızca izlenen ya da tadılan bir şey çıkmıyor; birlikte hissedilen bir alan çıkıyor. Bizce bugün dünyada en çok eksikliğini duyduğumuz şeylerden biri de bu.

 

Günümüzde gastronomi temalı yapımların dünya sinemasındaki yükselişini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Bu yükselişi son derece kıymetli buluyorum çünkü dijital platformlar ve sinema, gastronomi anlatısının görünürlüğünü artırdı. Önemli olan, bu üretimin niteliği ve gastronomiyi sadece bir dekor unsuru olmaktan çıkarıp kültürel bir anlatı başlığı olarak merkeze alabilmesidir. Dünya sineması artık gıdanın geleceğini, iklim krizini ve sürdürülebilirliği dert edinen küresel bir hareketin parçası haline geliyor ve biz de festivalimizle bu dönüşümün içindeyiz.

 

Geçen yıldan bu yana festivalle ilgili ne gibi geri dönüşler aldınız? Festival bu yıl neden Çeşme’ye taşındı? 

 

Geçen yıl festivalimiz henüz ilk yılında rüştünü ispatladı ve IGCAT iş birliğiyle aldığımız ödülle uluslararası başarısını tescilledi. İzleyicilerimizden aldığımız en güçlü geri dönüş, festivalin sadece film izleten bir etkinlik değil, içsel bir dönüşüm yaratan bir deneyim olduğu yönündeydi. Biz meseleye bir 'taşınma' olarak bakmıyoruz. Bizim için her lokasyon, vizyonumuzu uluslararası bir dile tercüme ettiğimiz birer uygulama alanı. Biz kendimizi belirli bir şehre ya da lokasyona hapsetmiyoruz; asıl odağımız, bu coğrafyada saklı kalmış hikâyeleri görünür kılabilmek. Ülkenin her köşesi başka bir hafıza, başka bir üretim kültürü ve başka bir yaşam biçimi taşıyor. Biz de festival aracılığıyla biraz bu kültürel katmanlara temas etmeye çalışıyoruz.

 

Bu yıl Çeşme Belediyesi’nin ve Altın Yunus Hotel’in vizyonumuza kucak açması, bu durakta konaklamamız için belirleyici oldu. Bizim için önemli olan, bu yerel değerleri en doğru zeminde, küresel bir anlatıyla buluşturabilmek. 

 

Bu yıl festival programını oluştururken hangi kriterleri ön planda tuttunuz? 

 

Anlatı çeşitliliği ve kürasyon bizim için en kritik eşikti. Programı; hafıza, göç, emek, sürdürülebilirlik ve yerellik gibi temel kavramlar etrafında kurguladık. Sadece izleme deneyimi değil; Paneller, "Tasty Cinema" seansları, "GastroSınıf" ve "SineSınıf" gibi tecrübe aktarımı odaklı masterclass'larla zihinsel olarak beslenmeyi hedefleyen yoğun bir program hazırladık.

 

Festivalin yerel üreticiler ve bölge ekonomisi üzerindeki etkilerini nasıl gözlemliyorsunuz? 

 

UGFF, yerel ürünleri ve bu ürünlerin arkasındaki üreticileri anlatısının merkezine alır. Yerel STK'lar, kooperatifler ve esnafla kurduğumuz temasla Çeşme'nin üretim kültürüyle güçlü bir bağ kuruyoruz. Festivalin yarattığı uluslararası görünürlük, yerel değerlerimizi küresel standartlarla buluştururken bölge ekonomisi için de nitelikli bir turizm ve kültür katmanı derinliği yaratıyor.

 

Türkiye’de festivalciliğin bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bağımsız festivaller ne tür zorluklarla karşılaşıyor? 

 

Türkiye'de gastronomi çok güçlü ancak sinema üzerinden kültürel bir tartışma alanına dönüştüğü platformlar maalesef sınırlı. Genelde yemek yarışmaları üzerinden sağlanan bir görünürlük var. Bağımsız festivaller için en büyük zorluk, bu derinlikli ve disiplinlerarası yapıyı yüzeysel bir temsilden çıkarıp sürdürülebilir bir ekosisteme dönüştürebilmek ve kurumsal desteklerle bu vizyonu geleceğe taşımaktır.

 

Önümüzdeki yıllarda Gastronomi Film Festivali için nasıl bir vizyon hedefliyorsunuz? 

 

Hedefimiz, UGFF’yi yalnızca birkaç güne sıkışan bir festival yapısı olarak değil; yılın 365 günü yaşayan uluslararası bir kültürel ağ haline getirmek. Çünkü biz kültürel üretimin artık tek bir merkezden değil, farklı coğrafyalar arasındaki karşılaşmalardan beslendiğine inanıyoruz.

 

Bu yıl Londra’da gerçekleştirdiğimiz ilk edisyon da bizim için bu anlamda çok kıymetliydi. Çünkü gastronomi üzerinden yalnızca yemek kültürünü değil; göçü, hafızayı, aidiyeti ve birlikte yaşama biçimlerini konuşabildiğimiz çok katmanlı bir alan açıldı. Önümüzdeki yıllarda da farklı şehirlerle temas etmeyi önemsiyoruz. Ama bunu yalnızca uluslararası görünürlük olarak değil; farklı kültürel hafızalar arasında gerçek bir diyalog kurabilmek olarak görüyoruz.

 

Ben festivalin geleceğinde en çok şunu önemsiyorum sanırım: Yerelden beslenen ama dünyayla konuşabilen bir kültürel dil kurabilmek. Çünkü bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, birbirinin hikâyesine gerçekten temas edebildiği alanlar yaratmak.

 

 

Son olarak; sinema ve gastronomiye ilgi duyan okurlarımıza festival ruhunu anlatan kısa bir mesaj vermek ister misiniz?

 

Bizim kurduğumuz bu yapı, aslında sadece bir festival değil; her birimizin bir ucundan tuttuğu devasa bir dayanışma sofrası. Okurlarımıza şunu söylemek isterim: Birlikte kurduğumuz bu hayalde sadece bir izleyici değilsiniz; bir tohumun topraktaki inadına, bir kadının elinin emeğine ve bizi biz yapan o kadim değerlere tanıklık eden birer yol arkadaşısınız. Biz inanıyoruz ki; aynı kareye bakıp aynı duyguyla beslenebildiğimiz sürece, aradaki tüm mesafeler kısalır ve dünya daha yaşanılır bir yer olur. Beyaz perdenin ışığıyla aydınlanan bu yolda; tabağın ötesindeki insanı görmeye, üreticinin sabrına ortak olmaya ve bu umut dolu yolculuğu birlikte yürümeye davetlisiniz. 

 

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter